
Geçmesin Günümüz: Modern Dünyada İnsan Kalmak Mümkün mü?
Dünyanın gürültüsünden, ekranların esaretinden, kalbi karartan tüketim çağında, sahici bir insan, sahici bir Müslüman olarak kalmak günden güne zorlaşıyor. Dışımızdaki gürültü, içimizdeki sükuneti baskılıyor, sanal hapishanelere esir ediyor. Peki, bu karmaşada huzuru nasıl bulabiliriz?
İnsanın İçindeki Trajedi
İnsanın iç aleminde yaşadığı trajedi, dram her ne varsa yine insanın ve insanların eseri. İbrahim Tenekeci’nin ‘Modern zamanların dünyasında insan olmak ve kalmak her geçen gün daha meşakkatli hale geliyor’ sözü, insanın sade yaşamasının, samimi olmasının ve sahici minvalde kalabilmesinin zorluğunu özetliyor.
Malıyla mülküyle bu kadar bütünleşen bizler, paylaşarak ruhumuza lezzet katmanın tadını, selâmet köşesinde; vicdanımız rahat olarak alabilecek miyiz? Her geçen gün iç dünyamızda huzurun yeşermesi zorlaşırken, insanların hayatlarına dokunmanın olumlu etkisini kavrayabilmiş değiliz.
Münip Utandı'dan Bir Nağme: Geçmesin Günümüz
Bestesi Alâeddin Yavaşca’ ya, güftesi Şerafettin Aydınlık’ a ait Kürdili Hicazkâr makamındaki ‘Geçmesin Günümüz’ adlı eseri Münip Utandı’ dan dinlerken, samimiyet, sadelik ve sahicilik üzerine elimizde kalem, dilimizde kelam, bir şeyler yazma iştiyakı doğdu. Bu eseri Münip Utandı’ dan dinlemenizi, sadeliği, sahiciliği ve samimiyeti bir nağmenin tınısında hissetmenizi tavsiye ederim.
Yüz Yaşındaki Bilge Ninenin Mektubu
İdmansızlıktan uzun süredir yazamayan biri olarak hamlığımızı yüz yaşındaki Artvin’ li Anadolu bilgesi bir ninenin, mısır tarlasını kazdırmak için şehirdeki çocuklarına göndermek üzere köye gelen bir misafire yazdırdığı muhteşem bir mektupla atmış olalım:
“ Canımın direği, bakma bugünkü dağların ak karına. Gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve eriyecek buzlar. Gelecek toprağa otlar, sürgün verecek yine kuru görünen ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt dediğin nedir oğul; doğduğun yer mi, doyduğun yer mi? Bir yere ‘yurt’ diyebilmen için önce doğmalı, sonra doymalısın elbet. İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur, böyle bilirim. Asıl olan, çok çalışıp az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdı hasatta umudum, Odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim tohumları kara toprağa, Sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara. Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm ne de nâmertten söz duydum. Şükrettim ama bekledim ki Allah göndersin. Bildim ki eğer vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa, Ne umudum kalacak ne de toprakla bir bağ aramda. Dağın arkası da dağ olur derler, doğrudur. Lâkin bakarsan, beklemeyi bilirsen; dağın arkası, bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan dünyada. Ana rahmi gibidir dünya insana, Ana rahminde göbek bağıdır hayat bağımız. Dünya ise umutlarımız; Umudunu yitiren, hayat bağınıda yitirir oğul. Ben bunu bilir, bunu söylerim. Kalın sağlıcakla.”
Modern dünyanın karmaşasında insan kalmak zor olsa da, sahici ilişkiler, samimiyet ve umutla bu zorluğun üstesinden gelinebilir. Tıpkı bilge ninenin dediği gibi, umudumuzu yitirmeden, toprağa tohum ekmeye devam etmeliyiz.